…**KAL DEMEK…

20 EKİM 2014/PAZARTESİ

 

 

 

 

 

KAL DEMEK

Öyle birisin ki kıyamıyorum,
Git demek bir acı; kal demek öyle.
Oturup geçmişi sorguluyorum,
Git demek bir acı; kal demek öyle.

Çok şeyler yaşandı bitti bir anda,
Gözümüzü açtık; kaldık hüsranda,
Bir karar vermenin tam ortasında,
Git demek bir acı; kal demek öyle.

Kimseler görmedi böyle bir tufan,
Gözüm ağlayışta; içimde isyan,
Mevsimler karıştı hiç oldu zaman,
Git demek bir acı; kal demek öyle.

Susar konuşmaya sevenin dili,
İncinse yüreği anlar sevgili,
İdamlık mahkûmun ferman misali,
Git demek bir acı; kal demek öyle.

G. DÜŞENLER

…**AFORİZMA 2014/40…

18 EKİM 2014/CUMARTESİ

 

_ “Seni bıraktığım yerde bulmak istemem. Bana acılarımı hatırlatırsın…”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19 EKİM 2014/PAZAR

 

_ “ “Git” demeseydin; belki bir gün dönerdim. Tavırlarını naz sayarak…”

G. DÜŞENLER

…**HAYYAMCA…

17 EKİM 2014/CUMA

 

 

 

 

 

HAYYAMCA

Dökülmeli bir beden tam ayakuçlarıma,
Sere serpe olmalı dizleri/n/m/de uyurken.
Uzanmalı arzular; duygu doruklarına,
Sonra kalkıp gitmeli düşlere soyunurken.

Hep bana aynı şeyden bahsedip durmaz hayat,
Bu aşkı tesadüfen buldum mu sanıyorsun.
Sevdalık bir gönülde bu gün yer bulmak sanat,
Hoş seni günü birlik sevdim zannediyorsun.

Deli etmeye yeter; yandan her dokunuşun,
Ben seni anlamıştım daha ilk görüşümde,
Suçlusunu arama; koynumdaki duruşun,
Canım seni çekiyor; bana her gülüşünde.

Dökülürken bir beden yatak yorgan arası,
Hep bana(sana) aynı şeyden kurban(lar vermeliyim)mı vermelisin.
Deli etmeye yeter; öpmenin ihtirası,
Duygulardan gem atıp dörtnala (sürmeliyim)sürmelisin.

G. DÜŞENLER

…**ADIN…

16 EKİM 2014/PERŞEMBE

 

 

 

 

 

 

ADIN

Adın yakışırdı ağzıma,
Sen de duyduğunda terlerdin…
Gün yükselirdi saklardım,
Taşırdım akşamın kızıllığına;
Sonra alır giderdim griliğine gecenin.
Bırakıp gidemezdim,
Gecenin koynunda uyurduk…

Bu gün yalnızım,
Ay karanlığında vakit;
Geceyi sabaha kavuşturmaya çalışıyorum.
Dürtüp durdu böğrümü acılar,
Aklımda sen vardın.
Kızıllığında griliğine taşındığım;
Gecenin koynunda uyuyamadım.
Sayıkladım durdum adını,
Ben bu gece çok ağladım…

G. DÜŞENLER

…**SABRIMI ÇOK AŞTI…

15 EKİM 2014/ÇARŞAMBA

 

SABRIMI ÇOK AŞTI
(HABERİN OLSUN)

Sabrımı çok aştı; ağır geliyor,
Ben aşkımı gömdüm haberin olsun.
Ak düşmüş saçlarım bana gülüyor,
Ben aşkımı gömdüm haberin olsun.

Bir umudum vardı duran ufukta,
Geceyle tükettim her gün şafakta,
Sesimi duymadın durdun uzakta,
Ben aşkımı gömdüm haberin olsun.

Zorlayan bu aşkı bıraktım düne,
İhtiyaç kalmadı acılı güne,
Hep kendi halimle yaşarım yine,
Ben aşkımı gömdüm haberin olsun.

Artık günahsızım olmuşum deli,
Yakanda olacak sevdanın eli,
Git özgür bıraktım dünün bedeli,
Ben aşkımı gömdüm haberin olsun.

G. DÜŞENLER

…**ARDINA DÜŞTÜĞÜM…

14 EKİM 2014/SALI

 

 

 

ARDINA DÜŞTÜĞÜM

Seven gönül kimdeyse; mutluluk diliyorum,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.
Yüzünde tebessümler iz yapsın istiyorum,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.

Birkaç gündür gözüme hiç de hoş görünmedin,
Bir duldalık seçerek kaç dakika sinmedin,
Estin de poyraz gibi bir durulup dinmedin,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.

Ak seherde gönderdim rüzgârlarla duayı,
Her sefil baykuş buldu viranede yuvayı,
Sen yoksun ya yanımda ne yapayım dünyayı,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.

Her umudun içinde kendine yer bulursun,
Seni çok seviyorum bende mutlu olursun,
Kınamasın yarenim beni anlasın bilsin,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.

Üç beş günlük değil ki sana olan bu sevda,
Ben bir ömür harcadım yine bitmedi kavga,
Ölsen yerin malısın; kalsan benimsin anla,
İşte benim ardına; düştüğüm mesele bu.

G. DÜŞENLER

…**DERDİM ARTIYOR…

13 EKİM 2014/PAZARTESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

DERDİM ARTIYOR

Alıştım gözlerine sen yokken korkuyorum,
Geceleri sayarken derdim artıyor bir bir.
Kilitli tüm kapılar; yine uyumuyorum,
Geceleri sayarken derdim artıyor bir bir.

Seviyorum dese de; bülbül hep ağlar gülde,
Ezberimi bozdurdun gör eserin ne halde,
Bu böyle devam etmez saklanamam meçhulde,
Geceleri sayarken derdim artıyor bir bir.

Sanma ki kendim için bu korkum bu telaşım,
Müptelalık bambaşka ağrıyıp durur başım,
Dönüşü erteleyen; zamanladır savaşım,
Geceleri sayarken derdim artıyor bir bir.

G. DÜŞENLER

…**AFORİZMA 2014/39…

11 EKİM 2014/CUMARTESİ

 

_”Beynindeki örümcekten kurtulamayan “Hira’daki”  örümceği ne bilsin, nasıl anlasın…”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12 EKİM 2014/PAZAR

 

_ “Bir gün de göktaşı yağarsa üzerine o zaman anlar “Ebabil Kuşu” nedir…”

G. DÜŞENLER

…**ESKİ YAZILARIM 2014/13…

09 EKİM 2014/PERŞEMBE

 

ÜSTÜ SÖĞÜTLÜ DEĞİRMEN

“Fırınca” ya da “Somun” diye bilinirdi çarşı fırınlarında satılan ekmeğimiz. Koca ilçede iki tane fırın vardı. Onlarda ilçedeki lokanta ve yabancı memurlar ile yatılı okula hizmet verirdi. Zaten halk arasında “Beyaz ekmek kuvvetsizdir” diye bir tanımlama vardı. Şimdilerin dediği gibi kepeği alınmış undan yapılırdı. Ekmek satış fiyatı on kuruştu. Fakat hane halkı sayısı fazla olduğu için parayla ekmek almak pekte akıllıca sayılmazdı.

Kendi elleriyle eleyip çuvalladıkları buğdayların kepekli unundan yaptıkları ekmeklerin tandırda ve sac üzerinde pişirilişlerinden zevk alan analar; hemen hemen her gün ekmek pişirirlerdi. Yüksünme; yorulma olmazdı. Aksine zevkle yaparlardı. Her evde son ekmek davar çobanlarına verilirdi.

Her su yatağına yakın yarların dibine; yamacına bir veya birden fazla değirmen yapılmıştı. Aynı suyun iki değirmeni çalıştırdığını görmüşlüğüm vardır. Uzaklardan akarken çoğalan suyun yardan aşağı döküldüğü yerler uygun yerlerdi. Yüksekten dökülen suyun; değirmen taşını hızlı çevirmesine çok dikkat edilirdi. Hatta basınç yükselsin diye “Navlun” dedikleri bir ağzı geniş diğer ağzı dar tahta veya saçtan yapılmış borulara başvurulurdu. Unun kalitesi; değirmencinin marifetine bağlıydı. Un yanmamalı ve kına gibi ince olmalıydı.

 

10 EKİM 2014/CUMA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her sonbaharda tonlarca buğday taşınırdı değirmenlere. Kepeği ayrılmazdı öğütülen buğdayın. Bu kepekli oluşu hem hazmı kolaylaştırırdı hem de ekmeğin kokusunu oluştururdu. Mahalle ya da köyde hangi evde ekmek pişirildiği bu kokuyla daha çabuk anlaşılırdı.

Dağlardan akıp ovalarda soluklanan su; arıklar sayesinde değirmenlere ulaşırdı. Bu arıkların kenarına gölgelik ve iz takibi yapanlara kolaylık olsun diye söğüt ağacı dikilirdi. Bu sebeple; şimdi ki zehir katılan/akıtılan un fabrikalarının yerine, eskilerin dediği gibi; taştan ve çamurdan yapılmış farelerin bile yaşayamadığı üstü söğütlü değirmenlerimiz vardı.

G. DÜŞENLER

…**ESKİ YAZILARIM 2014/12…

08 EKİM 2014/ÇARŞAMBA

 

TANIDIK

Yaz günleri geliyor dediğimiz uzun bahar günlerinde başlayan ve bağ, bostan bozumu dediğimiz güz günlerinin sonuna kadar; bayanlar arasında “İkindi çayı” sohbetleri yapılırdı. Birkaç kişiden ziyade en az on kişiden oluşan topluluklar halinde yapılırdı bu sohbetler. Kilolarca şekerin çayın tüketildiği semaverli sohbetlerde bazen çay şekeri yerine kuru “Besni” üzümü ya da limonlu akide şekeri de tüketilirdi. Misafir kendisi “Yeter” demediği sürece; ev sahibesi “İçer misin”, “Doldurayım mı” gibi sözler edemezdi. Ayıplanır ardından “İçtiğim çayları mı sayıyorsun” diye gönül koyulurdu. Bu sebeple herkes aynı konuya çok dikkat ederdi.

Sohbetlerde; günlük ya da eski olması fark etmeyen her konu tekrar tekrar konuşulurdu. Bazen beylerinin çarşı pazarda duyduğu ve eşiyle paylaştığı konular da dillendirilirdi. Bu toplantı ve sohbetler sayesinde herkes; herkesler hakkında bilgi sahibiydi. Büyük ceviz ya da uzun kavak ağaçlarının gölgesinde, çayların demi tükenirken konular birer birer demlenmeye bırakılırdı.

Çay bahane sohbet şahane diyerek herkesin herkesler hakkında bilgisi olduğu; sorulduğunda da “Ben bilmem anam” cevabının alındığı/alınacağı zamanlar vardı.

G. DÜŞENLER