…**BİR KERE GİT…

BİR KERE GİT

Aklıma çok kötü şeyler geliyor,
Bir kere git ama bir daha gelme.
İlk gidiş yeniye sebep oluyor,
Bir kere git ama bir daha gelme.

Gönlüme köşk yaptın bir onca emek,
Nezaket sayılır; danışıp sormak,
Benden gizli gizli söz kestin demek,
Bir kere git ama bir daha gelme.

Yeni dost arkadaş olmasın demem,
Bir kere tanısam sonra gam yemem,
Gizli dostlukları kabul edemem,
Bir kere git ama bir daha gelme.

Her gidiş yeniye alışkanlıktır,
Düşünce öldüren kör sarılıktır,
Hoş görmek acılı bir pişmanlıktır,
Bir kere git ama bir daha gelme.

Sabrımı zorlama çekil git derim,
Ben kendi kendimle hesap keserim,
Taş basar bağrıma seni gömerim.
Bir kere git ama bir daha gelme.

www.raifaras.com 20.07.2013

c)Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve /veya temsilcilerine aittir.

S.SIĞINAĞI

…**DENEME 74…

YİTİRDİĞİM KADIN

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm o olmalı. Bir daha gözümü alamamışım. Gözleri sevgi dolu. Taşıdığı yürek en güzelinden. Asla kötülük taşımayan. Öyle sevmişim ki anlatımsız.

Baktığımda onu görmüşüm. Acıktığımda ona koşmuşum. Korktuğumda onun kucağına saklanmışım. Üşüdüğümde ellerime uzanmış. düştüğümde yerden kaldıran olmuş. Korumuş; kollamış.

Acısıyla; tatlısıyla, gecesiyle; gündüzüyle, zenginliğiyle; yoksulluğuyla benimdi. En kabadayı gönül, en cesur ruh, en şefkatli el, en sıcak kucak onun kucağıydı. Hani  “Yemezdi yedirirdi. Giymezdi giydirirdi” derler ya aynen öyle. O anneydi. Annemdi. Her şeydi. Her şeyimdi…

Hayatını çocuklarına adamış. Yirmi dokuz yıllık evlilikten sonra, otuzdört yıl dul yaşamış ve hayatın bütün meşakkatlerine göğüs germiş biri olarak saygıların en iyisini hak ediyor. Beş çocukla otuzdört yıl hayatla mücadele. Dile kolay…

Her anne güzeldir. Annelik zaten özeldir. Şurası da bir gerçektir ki bilmediğimiz hayatlar bize hep hikaye gelir. Çünkü en iyi gerçek, bizim yaşadığımız gerçekten ibaret olduğunu biliriz. Gerek basılı; gerek görsel basında, gerekse gerçek hayatta çok ama çok anne tiplemeleri görmüşüzdür. Bu sebeple yargılama ve yorumlama yapmadan diyorum “Her anne güzeldir. Annelik özeldir.”

Bu gün yine anneler günü. İçim buruk ama gururla anıyorum.

Anne; seni çok seviyorum…

www.raifaras.11.05.2003

YARISI BENİM1

…**DENEME 73…

SENSİZLİĞE YORGUNUM

Sevilmek herkese göre değildir. Herkes kaldıramaz yüksek dozda yüklenen sevgiyi. Herkes hakkını veremez. Nazlanmalar başlar. Nazlanmalarında en belirgin şekli kaçmaktır. Bunu da sayende öğrendim. Uzaklarda oluşun kurtuluşun değil. Gidişlerin seni mutlu edebilir. Bir de adımı anmamaya sığınmışken; git gidebildiğince demek geliyor içimden. Ama diyemiyorum. Gidişinin sebebini herkes biliyor. Dönüşünde göreceksin. Sen benimsin. Hasretinle öldüremeyeceksin…

Bu akşam bir başka ıslattı sensizlik. Yokluğunun zindanında üşüdüm. Vurgun yedi yüreğim. Savrulurken gün batımına yalnızlığımda, umudum yine gelecek sonbahara kaldı. Bir şeyler düğümlendi boğazıma, kalbim avucumda titredi.

Bazen bir kır çiçeği, bir lale ya da defter arasında kurutulmuş bir yediveren bekledim elinden. Sonra hayallerimi besledi uçsuz bucaksız buğday tarlaları. Yalnızlığım dürter sol yanımdan, düğümlenir ya boğaza bir hıçkırık, öyle kalakalırım…

Sen verdin bu derdi ikimize. Karakışlar yorgun bıraktı beni. Bu aşk bu sevda ikimize de yeter. Geceler şahittir yarınlara. Nöbete durdu bu gönül; karşı kaldırımda bekledi.

Şakaklarımdaki aklara el sallıyor geceler ve prangaladılar baharlarımı. Her gece ömrümden bir şeyler aldı götürdü. Yine döndüm dün akşam hayalimin kapısından. Elim kolum bağlı. Balkona çıkışlarını, gülümseyişlerini, titreyen dudaklarını, kaçamak bakışlarını, adını avucuma yazışını, “beni unutma” deyişini ve terleyen ellerini giydiriyorum zamana. Yoksa sensiz zamanları yaşanmış saymam ömrümden…

Sen bende her şeydin. Ya ben? Hep gecenin karanlığında bakılan bir çift gözden öte geçemedim.

O geceki bakışların hala aklımda. Kıramadım gönlünün paslı zincirlerini. Üstelik sitem ettin.

Özlemin sarıyor geceler boyu ve en güzel yıllarımı aldı götürdü. Ne acılar çektirdin ne acılar bir bilsen. Müebbete mahkum gibiyim.

Nereden musallat oldu; çöreklendi üstümüze bu ayrılık. Eminim bir gün üzüldüğünde beni anlayacaksın. Anlayacaksın; yüreğin sokağa atılmış bir gül gibi solduğunda.

Sen beni bırakıp gittin. Ama ben yine de dünyamı sana bağışladım. Bu ömrü uğruna adamışım. Yaşama ve ölüm sebebimsin. Ne yaptıysam senden kopamadım, firari düşüncelerime rağmen… Yine de seni düşünüyorum. İnkar etsem bile bir şey değişmez. Mutluluğa ağlamayı özledim; yıllar oldu. İşte senin eserin. Ne hale geldik anlatılamaz.

Ölürsem seninle gömülmek isterim. Sen aşk kokuyorsun. Ben aşkı seninle tanıdım.

Ayrılıkların ardından hep gözyaşı vardır. Bulut yağmur misali. Yıllar nasıl çekip gitti diğer şeyler gibi farkına varamadık. Gözlerim hep ufuklarda kaldı. Üstelik yarının neler getireceğini bilemiyoruz. Acılarla dost olmuşum. Oysa seninle dostluktu emelim. İnsanın, başka bir aleme geçişidir birliktelik. Belki bir kelebek kadar yaşayacağım; belki daha az. Gecelerin kasveti beni boğuyor. Ben yaşarken gördüm kıyameti.

Aklımda hiç yoktun be kahrolası desem; kendime iftira etmiş olurum. Ben ikimizin yerine yeteri kadar acı çektim. Gün dönümünde gel. Zaman ömür törpülüyor.

Aslında ben de ardıma bakmadan çekip giderim. Giderim gitmesine de, sensizliğe yorgunum.

Biliyor musun; ölüm en çok sevginin olduğu yerden korkar.

www.raifaras.01.06.2003

YARISI BENİM1

 

…**DENEME 72…

GÖZLERİNİ UMUTLARIMA DİK

Doğumla başlar kader ve kendini bir savaşa uyanışın terinde bulur insan. Her damla yeni bir filizi besler.

Gökyüzü masmavi iken, yağmur suyu aynı çiçeklerde toplansın. Koyu gece uykularından; bir gonca gibi uyan. Yıldızlardan sormalı, gecelerden sonra gelen doğacak güneşi. Kavgan hep haklı meydanlarda olsun. Gözlerin ve gözlerim gibi. Kız; ama asla kin gütme. Yaşamak istediğin zaman gerilerde kalmasın. Duymadığın şarkıları söyleme. Her şey çıplak bir güneş gibi olmalı.

Korku nedir bilmemeli yüreğin. Asla arkandaki ayak seslerinden tiksinme; haklıyı arkadan vurmazlar. Fitne kurşunları bedeninde yer bulmamalı. Korkudan birbirine sığınanlar, daha güçlü bir korku karşısında birbirlerini terk ederler. Gölgende ellerini büyütme. Gözlerini kapamak ölmek gibi… Asla duygularında ölüm hali iç çekişi olmamalı. Her ufuk bir umut. Her umut bir nefes ve her nefes yaşamanın başlangıcıdır. Bazen bir kaval sesinde, bazen bir ozan sazının tınısında yaşamaya ait bir şeyler bulacaksın doğacak yepyeni bir günde.  Bu sebeple; denizin üstündeki çöpleri görmeden, martı çığlıklarını ninnileştir.  Biz çocukluğumuzu çok acele tükettik.

Haklıyı korumak bir sancı olsun içinde. Kavgaların; hep insan yüreğinin mutluluğuna olsun. Bulanıklığını yitirmeden; bulaşma akarsuya. Garibin elinden tut; yorgunun yükünü paylaş. Kimseyi, onun bilgisi olmadan savunma.

Kimsenin ömür yazısını değiştirmeye kalkma. Her şeyden geçilir, aşktan asla… Sevda insanı bir kere bulur hayatta. Bu sebeple, başka gönüllerin davetlerine icabet etme. Elinde, tek kapının anahtarı; bir gül ve seni dört gözle bekleyen bir yüreğin hasreti olsun. Yaşanmamış aşk yoktur. Fantaziler geçicidir. Yaşamalısın! Sensizlik bir yaz gününe yakışmaz. Mevsimler gizlenemez; umutlar da. Bazen iki avucumu birleştirip koklarım. Öptüğümde; yanaklarından tutmuştum. Hala o koku var. Sen de öyle yap. Kalbim bana yalan söyledi. Ölüm;  yalnız yaşamaktır. Hiç bir yerde tutsak kalma. Umutlar çocuklar gibidir. Zamanla büyürler. Doğanın sana verdiklerini gör. her şey mevsiminde güzel. Umut; sevinç göz yaşlarınla büyüsün. Yan yana yürürsek güzelleşir dünya.

Kendinle başbaşa iken beni anlarsın. Umutlar gezinirken avuçlarında; özlem bir yara gibi büyür. Belki de götürür bu yara. Yüreğine ağıtlar değil, dost türküler konuk olsun.

Menfaatlerini ihtirasleştirme. Hak ve hukuk asla göz ardı edilmemeli. Zira örtülü kalan yara kangrenleşir.

İhtilal marşlarından ve direnme politikalarında uzak dur. Kimseyi damarında fitilleme. Yaşantısı başka, söylediği başka insanları gör. Mevsimleri kimseye ipotek edemezsin.

Barış çığırtkanlığı yapma. Yaşa, örnek ol. Çünkü kuzu postunda kurtlarda olacak orada. Adını emekçi koyup babanın sofrasını bıçaklama. Devlet bir tanedir. Gecekonduyu art niyete kurban ettirme. Kavgalar, darağacı ve namlulara medet umma. Büyüsüne kapılma üç beş günlük hayatın.

Zamanın nelere gebe  olduğu belli değil. Gemileri asla yakma ve kimsenin kalemini kırma. Umutlarıma göz dik ve insanı izle. Kenan Evren gibi seksen yaşından sonra “Nü” resimler yapmaya gerek yok.

 

www.raifaras.04.05.2003

YARISI BENİM1

 

 

 

 

…**DENEME 71…

SEVMEYi SEVMEK

İnsanların hayatında önemli başlangıçlar vardır. Her sonuç yeni bir başlangıca gebe olduğu için sonuçların bedeli ne olursa olsun; beraberinde/bitiminde yeni başlangıçlar getirir. Her başlangıç bir dönüm noktasıdır. Her dönüm noktası; yeni bir hayatın başlangıcıdır.

Unutmanın kolay olmadığı hayatta; olumlu ya da olumsuz sonuçlara karşı, mutlaka umutla başlama düşüncesi hakimdir.

Sonuç olarak şunu unutmamak lazımdır. İyi biten bir işin akibeti kötü, kötü biten bir işin akibeti iyi olabilir. Bu sebeple; yaşamanın önemini iyi kavramak lazım/gerekir.

Herkes her istediğini elde edemez ve istediği gibi yaşayamaz. Huzur ikinci kişilerin mutluluğunda gizlidir. Herkesin kırmızı çizgileri vardır. Olmalıdır. Bu kırmızı çizgilerin zorlanması veya yok sayılması ağır sonuçlar doğurur.

Her şey değişir; sevgi değişmez. İnsan sevmeyi bilirse, sonunda hep karlı çıkan olur…

www.raifaras.14.02.2008

YARISI BENİM1

 

…**DENEME 70…

YALNIZHANE SOKAĞI

Toplumlar; değerleri ile tanınır ve o değerler içinde yetiştirdikleri toplum için önem arz edeler. Bu değerler bazen iyi, bazen kötü anılabilir. Değerlendirme toplumun kültürüne; ahlaki yapısına kalmıştır. Bir eren, meczup, kahraman, ozan, nüktedan, güreşçi, ressam ya da topluma mal olmuş herhangi biri; o yöreye, ilçeye veya ilinin tanıtımına vesile olabilir.

Kendi yöresinde tanındığı gibi, namı ülke sınırlarını aşmış olan değerlerde vardır. Dadaloğlu, Köroğlu, Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal, Nasrettin Hoca, Yunus Emre, Veysel Karan, Mevlana Celalettin Rumi ve Ercişli Emrah gibi kendi yöreleri ile özdeşleşmiş değerler hep hatırlanacak. O yörelerden bahsedilince bu değer, bu değerlerden bahsedilince o yöreler akla gelir.

Yöreler her zaman böyle hoş ve kayda geçen değerlerle değil de, insanın içini acıtan ve herkesin yüreğinde yer eden kişi ve yaşadıkları da vardır. Emrah ile Selbi, Kerem ile Aslı, Mecnun ile Leyla, Tahir ile Zühre, Mem ile Zin gibi talihleri yardım etmeyen nice gönül divaneleri ile de anılırlar.

Toplumlarda adı sanı duyulmayan onlarca insan vardır ki bunlar “kendi derdine yananlar” olarak anılırlar. Kimseye zararları dokunmayanlar. kendi halinde ve hayalinde yaşarlar.

Bin sekiz yüz yetmiş altı yılında yapılan bir hastanenin arka sokağı hala bu; acılarını içine atmış, bir umut diyerek beklemeye başlayan gönül divanelerinin halini barındırır biçimde dimdik ayaktadır. Dili olsa da konuşsa o sokak. Kim bilir neler anlatır. Kim bilir neler söyler.

Hastane çok hakim bir tepe üstüne yapılmış. Önünde şehrin azameti ve güzelliği varken, arka tarafında insan boyundan yüksek taş duvarla sınırlandırılan bir sokak vardır. Bu sokağın mazisi, hastane kadar kıymetlidir. Sevdiğine verilmeyen kızların intihar teşebbüsü ve kurtuluş ümidi her ne kadar bu hastaneye bağlı olsa da , haber çok çabuk duyulurmuş. Bu haberlerin ardından sevgilisini merak ettiği için  arka sokağa gelen sevgililerin, arka sokakta beklerken attıkları voltaları anlatır. Aklını tek noktaya odaklayan sevgililerin volta turları; günlerce, aylarca; yıllarca devam etmiş. Her voltada gözleri hastanenin pencerelerinde olan onlarca insan; birbirlerini belki de hiç görmezlermiş. Kızlar baba evine gittiği halde; onlar hep orada beklerlermiş. bundan dolayı bu sokağa “Yalnızhane Sokağı” denilmekteymiş.

Bu gün bu sokak, o kasvetli halini hala korumaktadır. Çünkü hastanenin “ACİL” kapısı o duvardan açılmıştır. Hastasını içeri gönderen; dışarıda beklemektedir.

Yine volta; yine gözler pencerelerde…

www.raifaras.26.06.2013

YARISI BENİM1

 

 

…**DENEME 69…

HASRETİN RENGİ

Efkar basardı sensiz Erciş akşamlarında. Adına çizgi çekmek isterdim. Beceremezdim. Unutmayı ihanet sayardım sana. Çünkü her defasında; güneşten önce gelip beni beklerdim.

Seni son gördüğüm akşam; bir hayaldin, Bir rüyaydın san ki. Ruhun yoktu yanında. Sen yalnızdın. Sen mecburdun. Ben; seni herkesten iyi tanırım.

Sahipsiz; kimsesiz kaderimize sessiz ağladık otobüs durağında. Bakışların içimde kurşun sızısı. Feryadımız kaldı gök kubbede duyulmadı. Unutmak mümkün değil gördüklerimi. Parsellenmeden sınırlar, silkiniş zamanıdır. Giderken; beni oralarda bırakma demiştin.

Unutulmayacaksın. Yeniden teninin kokusunu almak için geleceğe özlemim. Tarifsiz bir acı sardı içimi. Herkesin herkese benzediği bir yerde; harman yeri gibi yüreğim.

Omuzumdaki hayat heybesinin bir gözünde bir teke sevgiden azık, diğer gözünde acılarım var. Ben eski ben değilim. Her isyan beni yokluyor. Ellerim boş. Odam ıssız; sensizliğe yorgunum. Bırak gece karası saçlarını rüzgara. bu uzun gurbet gecelerinde, gözlerde uyku yok; bari kokun olsun odamda. Ya da uzaktan yıldızlara el salla. Yıldızlar tanır beni.  Hasretin ateşini boş ver. Sen zaten içimde ateşsin volkan gibi. Kimse görmese de yandığımı.

Bir ömür kalmanın adına mazi diyorlar efsunlu alev gibi gecelerde. Hayat palyaço gibi renk renk. Her döndükçe bir yüzünü gördüm.

Hiç kimseyi sevmedi bu gönül; seni sevdiği kadar. Bu yüzden beni unutmanı beklemedim, benim gibi. Aramızda konuştu konuştu durdu aptal iftiralar dağ misali büyürken.

Bilirsin yalnızlık beni infaz etse de meyhaneleri sevmem. Baştan çıkarıcı bakışlarını alırım karşıma bütün kadehlere inat. Sitemim isyanım kendi kendime. Sevda bütün kulların hakkı; gökyüzünden yağan yağmur misali. Nasıl özlüyorum bir bilsen, o yağmurların yağışını.

Demiştim ya. Mehmet Hoca okusun ölüm salasını ve kendi elleri ile yıkasın. henüz vakit erken. Verimsiz bir toprak gibidir; kadınsız erkeğin hayatı.

Her gece bir günah işleyelim beden toprak olmadan. Kalbin kapısı zorlanmaz bilirim. İster ziyaret gülleri açarken, ister karlar yağarken günahkar olalım. Hiç uyumadım ki koynunda. Yatağının sıcaklığına özlemim ondan.

Ben bu memleketten alacaklıyım. Sensiz bu şehir. Sığındım evinin duvarına… Geldiğimde yoktun.

 

www.raifaras.12.07.2005

YARISI BENİM1

…**DENEME 68…

YILDIZ KÜMESİ

Tanışmalarının üstünden iki yıl gibi bir zaman geçmişti. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ilişkinin boyutunu düşünmeye fırsatı olmamıştı genç adamın. Kendince üstüne düşeni yapmıştı.  Yardım etmişti. Fakat dışarıdan hiçte öyle görünmüyordu.

Birileri kıskanmış, birileri uygun görmemiş, kimileri de çok yakıştırmıştı. Senaryolar hazır. herkes kendine göre yorumlamayı bile göze almıştı.

Unutulan bir şey vardı ki çok önemliydi. Genç adam evli, yardımcı olduğu kız bekarmış. Böyle olmasına rağmen, senaryolarda ikisini birlikte dillendirenlerin sayısı az sayılmazdı. Ama asıl olan, kıskananların tepkileri ve senaryoları. Çünkü herkese yetiştirecek bir şeyler üretmekten geri durmamalarıymış. Öyle bir gün gelmiş ki, kendilerini duygusal ilişki yaşayan iki arkadaş olarak bulmuşlar. Aslında öyle bir şey yokmuş. Ya da genç adam kendi tarafından öyle düşünüyormuş. O, kendisinin yaptığını insani ilişki sayarken, kıskanan cepheden gelen iftira ve seslendirmeler karşısında genç kız, adeta aldatılmış ve kirletilmiş bir ortamın parçası gibi görmeye başlamış kendini.

Böyle olmamalıydı. İlişkiler buraya gelmemeliydi. Olamazdı. Adam evliydi. Bu mümkün değildi. Normal yollardan genç adamı ikna edemeyeceğini anlayan genç kız; çevresinin yardımı ile büyüye baş vurmuş.

“Yıldızı alçak olan; büyünün etkisine çabuk kapılır” diye halk arasında bir söz vardır. Yani her şeyden çabuk etkilen demek aslında. Genç adam da bu yıldızı alçak olanlardanmış. Kızın bayan akraba ve arkadaşları; genç adamın etrafında her gün muska ile geziyor, anlatıyor ve etki altında kalmasına çalışıyorlarmış. İsteneni becermişler. Adam kızla evlenmeye karar vermiş. Fakat adam; olayı eşine anlatamamış. Eşi evi terk etmiş. Bunu öğrenen genç kız, yaptığı yanlışı anlamı ve genç adama “İstersen başka birisi ile evleneyim. İsteyenim var. Ama sen benim evime gel git. Dostum ol.” demiş. Bu teklifin sonunda ki çirkinliği düşünmüş genç adam. Midesi bulanmış, ama yapılacak bir şey yoktu. Bu yüzden niyetini  “Hayır; benimle evlen. Ayrılınca terk edilmiş imajın olmaz. Dul sayılırsın. O zaman istediğinle evlenebilirsin. Ama ben o zaman senin evine gelen dostun olmayacağım. Hazırlığını yap. Benim vicdanım buna el vermez. İnancıma terstir.” demiş. Genç kız yanlış konuştuğunu fark etmiş ama ok yaydan fırlamış bir kere. Geri gelişi şaibeli olur…

Nişan, düğün ve evlilik bir yıl kadar sürmüş. Ayrılmışlar. Genç kız yaptığı kaprisin ve söylediği sözün, ellerinde muska gezdiren diğer aracılar da yaptıkları yanlışı anlamışlar. Fakat bu bedel genç adam için ağır olmuştu.

İşi bilen olmadığı gibi; bilmeyen herkes sadece “Evlendiler, anlaşamadılar ve ayrıldılar” olarak biliyormuş.

www.raifaras.30.11.2002

YARISI BENİM1

…**DENEME 67…

EKİM ZELZELESİ

Üçüncü günüydü zelzelenin. Hala enkazlardan canlılar kurtarılıyordu. Yağmur yağıyordu bir yandan. Umut deyip gözyaşlarını mendiline topluyordu bir çokları. Yetişkinlerin çoğu biliyordu; tanımıştı bin dokuz yüz yetmiş aktı zelzelesini. Gençler daha çok korkmuştu. Paniklemişti. Kurtulanlar yaşadıklarına sevinemeden, kaybettiklerine üzülüyordu.

Geceleri odun ateşinin önünde; gündüzleri ölenlerin adlarını sormakla geçti üç gün. Hala ulaşılamayan yerler vardı. Ama umutlar azalıyordu.

Sanem annesinin omuzuna dayanmış ağlayanları izliyordu. Birden kendine geldi. Üç gün önce bahçe duvarının önünde uzun süre konuştuğu; uğurlarken arkasından baktığı sevgilisi geldi aklına. Hiç gelmemişti. Merak etmemişti diye önce üzülüp; gıyabında küstü. Düşündükçe aklına ölenler geldi. Kendi kendine “Ya öldüyse” diye düşündü. Sonra; “Hayır, hayır” diye kendisini teselli etti. Gözü yola kaydı. gelenlerin arasından çıkacağı ümidini hep diri tuttu.

Vakit ilerlemekte, sıkıntısı artmaktaydı. Arayacaktı. Düşünüyordu. Ama evleri “Çadırkent’e” uzaktı. Babasını bekleyecekti. Babası; kurtarma ekibinde ambulans sürücüsüydü. Ne zaman geleceği belli bile değildi. Sıkıntı vardı. Çaresizlik vardı. Bir de “Ya öldüyse” diye dürten düşünce vardı. Her geleni babası; her koşanı sevgilisi gibi görmeye başladı.

Bütün ümidini babasının gelişine bağlamıştı. Düşünürken birden babasının ambulanstan indiğini gördü. Hem sevindi hem tiksindi. “Sevgilimin cenazesi mi geldi” diye geçirdi içinden. Babası yanlarına gelince boynuna sarılıp ağlamaya başladı. Adamcağız neye uğradığını şaşırdı. Daha “ne oldu kızım” demeye fırsat kalmadan “baba rica etsem , beni eve götürür müsün? Çantamı ve telefonumu almak istiyorum.

Eve girmek için görevlilerden izin aldılar. Sanem korkarak ve koşarak yukarı çıktı. İkinci katın kapısı hala ilk günkü gibi açıktı. Kendi odasına yöneldi. telefonunu aradı çantasında. Telefon kapanmıştı. Batarya bitikti. Hemen aşağı indi. Çadır kente gelinceye kadar kalbi yerinden  çıkacak gibiydi. Çadır kentte cereyan  vardı. Bataryanın yeterli güce ulaşmasının ardından; telefonu açtı. Onlarca arama ve ileti vardı. Arayanlar arasında sevgilisi yoktu. Üzüntüsü biraz daha arttı. Aramamıştı. Sonra iletileri okumaya başladı. Bir çok iletiyi okumadan geçti. Bin umutla sevgilinden gelen iletiyi arıyordu. Bir an durdu. Nutku tutuldu. Yeni bir zelzele oldu körpe bedeninde. “GÜLÜM KAFEDEYİZ. KURTARILAYI BEKLİYORUZ. DUA ET…”

Ölmek istedi. Olmadı. Gizli sevdasını içine gömdü. Ölenle ölünmüyor…

www.raifaras.30.10.2002

YARISI BENİM1

 

…**ESKİTENDİ…

ESKİTENDİ

Zühre hep hasrette kaldı,
Selbiyi yollara saldı,
Şimdi sevmek günlük oldu,
O sevmeler eskidendi.
—Eskidendi; eskidendi,
—O sevmeler eskidendi,
—Erciş’ten bir kızı sevdim,
—O da ömür eskitendi.

Mecnunu düşürdü çöle;
Keremi çevirdi küle,
Yine sevdik bile bile,
O sevmeler eskidendi.
—Eskidendi; eskidendi,
—O sevmeler eskidendi,
—Erciş’ten bir kızı sevdim,
—O da ömür eskitendi.
(—Ömürden gün eskitendi.)

www.raifaras.com 01.01.2015

c)Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve /veya temsilcilerine aittir.

İ.İSTASYONU